İstersen Her Şey Mümkün!

tarafından
6
İstersen Her Şey Mümkün!

Truman show filmini izlediniz mi? Eğer izlemediyseniz bu filmde, doğduğundan beri bir film setinde olan ve çevresindeki herkesin oyuncu olduğu bir kişinin hikayesini anlatıyor. Kısacası dünyada sadece o yaşıyor ve çevresindeki herkes bir kukladan ibaret. Peki biz de böyle bir hayatta yaşıyor olabilir miyiz? Belki sadece dünyada gördüğüm her şey benim hikayem. Diğer herkes aslında yok. Olabilir mi böyle bir şey?

Başka bir ihtimal daha var. Şu an hepimiz bir rüyanın içinde olabiliriz. Gerçek biz, başka bir boyutta uykuda olabilir. O zaman gördüğümüz her şey bir yanılsamadan ibaret oluyor. Belli bir süre bu rüyayı göreceğiz ve öldüğümüzde, “ne garip bir rüyaydı böyle” deyip başka bir boyutta hikayemize devam edeceğiz. Sizce böyle bir şey olabilir mi? Bir rüyanın içinde olabilir miyiz?

Matrix’teki gibi bir hayatın içinde de olabiliriz. Tüm her şeyin sayılardan ibaret olduğu ve hatta belki bir bilgisayar oyunu gibi bir kurgu evrenin içindeyizdir. Belki de Sims oyunundaki gibi üst boyuttaki başka bir varlık bizimle oynuyordur. Böyle bir oyunun içinde olabilir miyiz?

Dünyanın yuvarlak olduğuna inandırıldık. Belki de dünya düzdür. Nereden biliyoruz, gözümüzle görmedik ki… Sınırları da kutuplarla çevrili olabilir. Evrenin merkezinde dünya olup, gökteki her yıldız sadece dünyaya hizmet ediyordur. Dünya resimleri ve bilimsel çalışmalar ise bir üst akılın oyunu olabilir. Gerçekten de dünya düz olabilir mi?

Son yüzyılda demokrasiye inandık. Halkın seçeceği kişinin ülkeyi yönettiğini var sayıyoruz. Belki de demokrasi denilen şey hiçbir zaman var olmadı. Ülkeleri yöneten bir tek hanedan olup onların seçtiği kişiler ülkeleri yönetiyor olabilir. Gözlerden uzak yaşayan bu hanedan, halktan tepki toplamamak için demokrasi yalanını uydurmuş olabilir. Diğer varsayımlara göre daha gerçekçi gözükebilir. Ancak sonuçta bu da bir spekülasyon. Sizce dünyayı böyle yöneten hanedan olabilir mi?

Daha onlarca buna benzer spekülasyonlar yazabilirim. Hatta bunları destekleyecek son derece inanılır kaynaklar da ekleyebilirim. Kutsal kitaplardan yapacağım alıntılar ve bilimsel makaleler ile hipotezimi son derece güçlendirebilirim. Evet! Bunların hepsi yapılabilir. Ancak şöyle bir gerçek var ki bunların hepsi bir varsayımdan ibaret. Yazdığım bazı varsayımların gerçekten de çok saçma olduğunu kabul ediyorum. Zaten bunları inandığım için yazmadım. Farklı bir açı var. Size onu anlatmak istiyorum. Asıl konumuza yavaş yavaş giriş yapalım.

Ne kadar gerçek dışı olsa bile her zaman için her şey mümkün olabilir. 300 sene önce yaşayan birisini karşıma alıp ona “gökyüzünde uçup farklı ülkelere kısa sürede gidebiliyorum, dünyanın ucundaki bir insan ile görüntülü konuşabiliyorum, yerden 150 metre yüksekteki bir evde oturabiliyorum, güneşi veya rüzgarı kullanıp evimi aydınlatabiliyorum, bir çıtadan daha hızlı gidebiliyorum” dediğimi kabul edelim. Büyük ihtimal bana “sen ya yalancısın ya da bir büyücüsün. Bunları yapman asla mümkün değil” diyecektir. Kendi zaman diliminde haklı. Ancak ben ne yalancıyım, ne de büyücüyüm. Hepimiz yukarıda söylediklerimi normalleştirmiş bir şekilde yapıyoruz. Onun için onun zamanında mümkün olmayan şeyler, şu zamanda mümkün. Bizim şu zamanda saçma olarak gördüğümüz şeyler, gelecek zamanda mümkün olabilir.

Sizlere varsayımlarımı anlattıktan sonra en sonunda bir soru sordum.  O soruların yanıtları hem evet, hem de hayır. Bizi bu sorulara verdiğimiz yanıtlar geliştirmiyor ve cevaplarının doğru veya yanlış olması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Sonuç şu ki, o soruların yanıtlarının bir önemi yok. Biz şu anki yaşamımızdan sorumluyuz. İster bu yaşam rüya olsun, ister senaryo, ister gerçek. Kendi hakikatine ulaşmak isteyen kişi bu sorular ile uğraşmamalı. Bu soruların yanıtları ile bilim adamı veya felsefeciler ilgilenmeli. Bu blog, bir bilim veya felsefe sitesi değil. Hakikat yolculuğum boyunca öğrendiğim hakikatleri paylaştığım bir blog. Bu yazıda ise size kendimize sorduğumuz soruların aslında bir öneminin olmadığını çünkü birbirine zıt olan cevapların mümkün olduğunu anlatmak istiyorum. Biraz daha açıklamak isterim.

Hakikate giden yolda her şey mümkün olabilir dostlar. Hakikatte hiçbir sorunun “kesinlikle evet” veya “kesinlikle hayır” diye bir cevabı yoktur. Felsefeciler gibi şüpheye düşmek değildir bu. Aksine hakikate ulaşan kişi emindir. Ancak bu eminlik kalben hissedilir. Akıl ile hakikat kavranılmaz. Hakikati anlatmak için kullanılan tüm cümleler ve mecazi anlatımlar onu indirger. Herkesin kendi hakikati farklı olduğu için, herkesin hakikatine ulaşma yolu ve gördüğü hakikat de farklıdır. Veeeeee evet bu yolda her şey mümkündür. Evet-hayır, doğru-yanlış, iyi-kötü gibi kavramlar hakikat yolunda son bulur. Soruların cevapları değerini yitirir. Kalben emin olan kişinin soracağı soru kalmaz çünkü hakikat onun direkt karşısındadır. Gördüğü şeyi açıklamaya ihtiyacı yoktur onun.

Eğer kendimizi tanımaya çalışıyor ve hakikat peşinde yürüyorsak soruları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Varsayımlar ile uğraşmak yerine yolumuzda yürüyelim. Bu yolda yürürken her şey mümkün olabilir. Belki iyi biri oluruz, belki de kötü biri. Aynı Leyla ile Mecnun’u hikayesinde olduğu gibi… Leyla herkese yemek dağıtırken Mecnun’un önüne gelince kaşığının tersiyle tabağına vurup tek lokma koymadan gitmiş. Mecnun ise aşkından deliye dönmüş. Çevresindeki herkes “sen delisin, eğer seni sevseydi tabağına yemek koyardı.” deyince Mecnun çok etkileyici bir cevap vermiş. “Bana da size davrandığı gibi mi davransaydı…” Bu hikayede olduğu gibi Mecnun olayların veya soruların kendisiyle değil, sadece aşkından Leyla’yı görüyor. Onun gözünde her şey mümkün, bunu önemsemiyor ve sadece Leyla’ya teslim…

Bizi başkaları alâkadar etmemeli. Biz kendimizden sorumluyuz. Ve şunu aklımızdan çıkarmayalım. Her şey mümkün olabilir. Yolculuk düşündüğümüz gibi olmayabilir. Gerçek olan şey, bize taban tabana zıt da olabilir. Peki öyleyse bizi değerli yapan şey ne? Teslimiyetimiz. Her şeyin mümkün olabileceğini kabul etmek demek teslimiyet demek. Bu yolda ilk adım teslimiyetle atılıyor. Olayları veya kişileri oldukları gibi kabullenmemek üzüyor bizleri. Fazla gevezelik yaptığımın farkındayım. Umarım anlatmak istediğimi biraz olsun anlatabilmişimdir ve umarım bu yazdıklarım ihtiyacı olan kişilere ulaşır. Sözlerimi hakikate ulaşan bir erenimiz olan Yunus Emre’nin şiiri ile bitirmek istiyorum. Benim açıklamak istediğim kavram için bir sürü cümle kurdum ancak o sadece muazzam bir dörtlükle anlatmış. Hürmetle sevgiler…

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni